Kürk Mantolu Madonna

 Kürk Mantolu Madonna

Son okuduğum Endgame kitabı ile dünyanın bir köşesinden diğer bir köşesine savrulan aklım, ölüm kalım mücadelesi içerisindeki gençler ile halsiz düşen ruhum, artık bir dinginliğe ihtiyaç duyuyordu. Tam bu noktada, okuma sıramda Sabahattin Ali’nin kaleme aldığı Kürk Mantolu Madonna kitabını ilk sıraya taşıdım.

Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali
Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

Kürk Mantolu Madonna, günümüzde her şeyden umudunu kesmiş, hayata dair tek şikayeti sıkılmak olan, sadece göğüs kafesinin inip kalkmasının duracağı günü bekleyen Raif Efendi‘nin bu duruma nasıl geldiğini konu alıyor.

Babası, Raif’i okuması için önce Ankara’ya, savaş şiddetlenince zanaat öğrenmesi için müttefik Almanya’ya gönderir. Çocukluğundan beri resime ilgisi ve yeteneği olan Raif’in, bir gün Berlin‘de bir müzeye girmesiyle tüm hayatı değişecekti. Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarını zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüne çarpmış gibi önünde durduğu “Kürk Mantolu Madonna”yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordu…

Bazı tutkuların peşinden gideriz, sorgusuz ve sualsiz. Bir şekilde biliriz; hiç pişman olmayacağımızı.  Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Aşka dair yanıtlanması zor sorular soruyor.

Zülfü Livaneli’nin Serenad adlı kitabından sonra ikinci kez bir Türk Romanı okuyorum. Yazarın kitapta kullandığı üslubu çok beğendim. Olayları ve şekilleri tasviri inanılmaz etkileyici. Lakin romanın kurgusunda sanki bir şeyler eksik. Kitabın belli bir yerinde sonu ile ilgili tahminlerde kolayca bulundum. Buna rağmen o kadar akıcı bir dil ve güzel tasvirler vardı ki, normalde sonunu bu kadar önceden belli eden bir romandan hazzetmediğim halde, bu romanı sonuna kadar okudum.

Kısaca; Kürk Mantolu Madonna, kurgusu basit, üslup ve tasviri muazzam olan kitap. Kurgu basit diyorum da neden böyle düşünüyorum bunu irdelemek lazım. Kitap 1943 yılında yazılmış ve bu kitaptan esinlenerek filmler çekilmiş olabilir. Türk Sineması’nda bu tip bir kurguyu çok gördüğüm için bana basit geliyor.

Kitaptan beni etkileyen ve düşünmeye sevk eden bir cümle ile yazıma son veriyorum.

Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!… Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?

M. Kavlakcı

https://mkavlakci.com

Aslında her şey ilkokul hocamın çok konuşuyorum diye kulağımı büküp, cetvelle beni dövmesiyle başladı. Ondan sonra hiç susmadım. 2015 yılında bu bloğu açarak konuştuklarımı yazıya dökme zamanının geldiğine karar verdim. Artık hem konuşup hem yazıyorum..

Bunlar da İlginizi Çekebilir

4 Yorumlar

  • Daha birkaç gün önce bu kitabı aldım ve okunacaklar sırasına koydum 🙂 Elimdeki kitaplar biter bitmez bunuda okuyacağım. Raflarda sırasını bekliyor 🙂 Kitabı aldıktan sonra bu yazıyı okumakta çok güzel oldu dogrusu 🙂

    • Umarım kitapla ilgili kötü bir intiba bırakmamışımdır 🙂

  • Okuduğunuz kitapları anlatmanız çok hoş bir şey insanlar bilgileniyor. Belkide okumalarına bir sebep oluyorsunuz

    • Bu güzel yorumunuz için teşekkür ederim, Ayça Hanım. Bir nebze de olsun okumaya teşvik edebiliyorsam ne mutlu bana.

Söz Sizde...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.