Daha önce sitemde detaylıca incelediğim Baby Reindeer ya da suç dünyasının psikolojik dehlizlerine inen benzeri yabancı yapımları ne kadar sevdiğimi bilirsiniz. Yerli dizi dendiğinde zihnimizde otomatik olarak canlanan o bitmek bilmeyen yalı entrikalarından bir an olsun sıyrılıp, gri tonlu ve anti-kahramanların cirit attığı o sert atmosferlere duyduğum açlığı uzun zamandır bir yerli yapımın bu kadar net doyuracağını düşünmezdim. Ta ki 28 Ocak’ta NOW TV ekranlarında serüvenine başlayan Yeraltı ile tanışana dek.
Peki, Kurtlar Vadisi reflekslerini modern bir “aşk ve ihanet” sarmalıyla harmanlayan bu iddialı yapım, sadece silahların konuştuğu sıradan bir dizi mi? Gelin, kahvelerimizi alıp İstanbul’un bu acımasız yeraltı kartellerinin arasına, Haydar Ali’nin açmazlarına doğru bir dalış yapalım.
Derin Devlet, Mafya ve Geri Dönülmez Bir Aşk
Dizinin en büyük kozu, Türk televizyon tarihinin en ikonik suç hikayelerini kaleme alan Raci Şaşmaz ve Berna Aruz ikilisinin senaryo koltuğunda oturması. Ancak bu kez, sadece devletin bekası veya mafya babalarının güç savaşları yok odağımızda; çok daha insani, çok daha kanayan bir yara var.
Ailesinin intikamını aldıktan sonra hapse giren Haydar Ali (Deniz Can Aktaş), derin devlet tarafından mafyanın kalbine yerleştirilirken en büyük bedeli aşkıyla, Ceylan (Devrim Özkan) ile ödüyor. Hapisten çıktığında sevdiği kadını en yakınındaki adamın, Bozo’nun (Uraz Kaygılaroğlu) eşi olarak bulması, aslında dizinin duygusal omurgasını inşa ediyor. İster istemez Yunan tragedyalarındaki o kaçınılmaz kader ve sadakat ikilemlerini anımsıyoruz. Haydar Ali’nin devlete olan göreviyle, Ceylan’a olan sönmemiş tutkusu arasındaki o ince çizgide yürümesi, diziyi sıradan bir çatışma hikayesinden çıkarıp karakter odaklı bir drama dönüştürüyor.
Oyunculukların Gri Tonları
Uraz Kaygılaroğlu’nun Bozo karakteriyle sergilediği o tekinsiz, hem dost hem düşman olabilecek karizması dizinin tansiyonunu sürekli diri tutuyor. Deniz Can Aktaş’ın Haydar Ali’deki o “içi yanan ama dışarıya buz gibi bakan” duruşu ve Devrim Özkan’ın iki adam arasında kalmış, masumiyetle suç arasındaki ince çizgide yürüyen o güçlü kadın imajı ekranı fazlasıyla dolduruyor. Mehmet Yılmaz Ak gibi bir ustayı bu karanlık evrende görmek de izleme keyfini ikiye katlıyor.
“Aşkın bile yeraltı kurallarına tabi olduğu bir evrende, tek bir yanlış adım herkes için ölümcül sonuçlar doğurabilir.”
Dizinin İstanbul’un Tarihi Yarımadası’ndan Beykoz’un terk edilmiş sanayi sitelerine uzanan gerçekçi mekan seçimleri, bu boğucu ve tekinsiz atmosferi görsel bir şölene çevirmeyi başarmış.
Anti-Kahraman Güzellemesi mi?
Elbette, böylesi güçlü suç anlatıları her zaman beraberinde bazı tartışmaları da getiriyor. Nitekim dizi yayınlandığından beri hem övgülerin hem de şiddet/mafya güzellemesi eleştirilerinin hedefinde. Ancak objektif bir gözle baktığımızda; Yeraltı bize suçu övmekten ziyade, o karanlık dünyanın içine düşen insanların nasıl insanlıktan çıktığını ve ihanetin bedelinin nasıl kanla ödendiğini tüm çıplaklığıyla gösteriyor.
Sonuç olarak; eğer sürükleyici, aksiyonu bol ama aynı zamanda karakterlerin psikolojik çıkmazlarına da odaklanan sert bir yerli dizi arıyorsanız, Yeraltı çarşamba akşamlarınızı ele geçirmeye çoktan aday. Eşref Rüya gibi zorlu rakiplerini reytinglerde alt etmesi kesinlikle tesadüf değil!