Son zamanlarda blogumda sıkça değindiğim “teknolojinin hayatımıza entegrasyonu” konusu, artık sadece elimizdeki telefonlarla sınırlı kalmıyor. Black Mirror bölümlerinde izleyip “yok artık” dediğimiz senaryolar, bir bakıyoruz ki yeni bir yapımla karşımıza, hatta gündemimize gelmiş. İşte Peacock’un yeni bilim kurgu casusluk gerilimi The Copenhagen Test, tam da bu bam telimize basıyor: Ya bir gün beyniniz hack’lenirse?
“İzlediklerim” kategorisinde bugün; Simu Liu’nun başrolünde olduğu, casusluk dünyasını fütüristik bir “tekno-kabus” ile birleştiren bu yeni diziyi masaya yatırıyoruz.
The Copenhagen Test İncelemesi
“Kopenhag Testi” Nedir?
Diziye adını veren “Copenhagen Test” (Kopenhag Testi), aslında dizinin başrolü Alexander Hale’in (Simu Liu) geçmişte yaşadığı travmatik bir ikileme dayanıyor. Bir yapay zeka testi gibi dursa da aslında ahlaki bir sınav: Tehlikeli bir bölgede, kendi vatandaşınız olan bir yetişkini mi kurtarırsınız, yoksa masum bir yabancı çocuğu mu?
Dizi, bu ahlaki gri alanları alıp çok daha teknolojik bir boyuta taşıyor. Standart bir casusluk hikayesi gibi başlıyor sanıyorsunuz; silahlar, gizli servisler, takım elbiseli adamlar… Ancak işin rengi, Alexander’ın beynine biyolojik bir yazılımın sızdırıldığını fark etmesiyle değişiyor. Artık gördüğü, duyduğu her şey, kimliği belirsiz kişilerce canlı yayın gibi izleniyor.

Truman Show’un Casusluk Versiyonu
Diziyi izlerken aklıma sık sık şu soru geldi: Mahremiyetimiz tamamen ortadan kalktığında, biz hala “biz” olabilir miyiz? Bu nedenle The Copenhagen Test incelemesi yapmaya karar verdim.
Alexander, çalıştığı gizli örgüt (The Orphanage) tarafından bir yem olarak kullanılmaya başlanıyor. Hack’lendiğini bilmiyormuş gibi davranmak zorunda. Düşünsenize; her anınız kayıt altında, düşmanınız zihninizin içinde ama siz hiçbir şey yokmuş gibi sabah kahvenizi yudumlayıp işe gidiyorsunuz. Bu yönüyle dizi, aksiyondan ziyade psikolojik bir gerilim sunuyor. Simu Liu, o klasik aksiyon yıldızı kimliğinin ötesinde, bu paranoyayı yansıtmakta gayet başarılı.
Neden İzlemelisiniz?
Eğer Severance‘daki o “kontrol kimde?” sorusunu veya Person of Interest‘teki gözetlenme gerilimini seviyorsanız, The Copenhagen Test sizi içine çekecektir.
Dizi sadece “vurdulu kırdılı” bir ajan hikayesi değil. Özellikle Alexander’ın göçmen kökenli bir ajan olarak yaşadığı “sadakat” sorgulamaları, teknolojik tehdidin yanında sosyolojik bir katman da ekliyor. “Sen bizden misin, yoksa onlardan mı?” sorusu, hem dijital hem de toplumsal anlamda Alexander’ın peşini bırakmıyor.
Melissa Barrera’nın canlandırdığı Michelle karakteriyle olan dinamiği ise hikayeyi kuru bir teknoloji demosundan kurtarıp, insan ilişkilerine odaklanan bir noktaya çekmiş.
Son Söz
The Copenhagen Test, belki türünün en kusursuz örneği değil. bazen temposu düşüyor, bazen senaryo “bu kadar da olmaz” dedirtiyor. Ancak vadettiği fikir o kadar güçlü ki, kusurlarını görmezden gelip “Acaba sırada ne olacak?” diye bir sonraki bölüme geçiyorsunuz.
Teknolojinin bizi özgürleştirmesi gerekirken, zihnimizi bile bir veri paketine dönüştürebileceği ihtimali… İşte bu, gece yatarken tavana bakıp düşünmelik bir konu.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Zihninizin izlendiğini bile bile yaşamaya devam edebilir miydiniz?
İyi seyirler!
Dizi Künyesi: The Copenhagen Test
| Özellik | Detay |
| Yayın Tarihi | 2025 |
| Tür | Bilim Kurgu, Casusluk, Psikolojik Gerilim |
| Yaratıcı / Yönetmen | Thomas Vinterberg (Dizinin fikri ve atmosferi ona emanet) |
| Başrol Oyuncuları | Simu Liu, Melissa Barrera |
| Yayıncı Platform | Peacock |
| Bölüm Sayısı | 8 Bölüm (1. Sezon) |
| IMDb Puanı | 7.2 |