2026 yılındayız ve yapay zeka artık hayatımızın o kadar sıradan bir parçası ki, sabah kahvemizi yudumlarken onunla sohbet ediyoruz. Ancak takvimleri biraz geriye, büyük ‘AI devriminin’ henüz emeklediği 2023 yılına saralım. Tam o dönemde vizyona giren ve derinlikli bir The Creator film incelemesi yapmamıza olanak tanıyan bu yapım, bize sadece görsel bir şölen sunmakla kalmadı; aynı zamanda sormaya korktuğumuz bir soruyu yüzümüze çarptı: Bir makineye sarılabilir misiniz?
Bu yazıda, Gareth Edwards’ın yönettiği bu modern bilimkurgu klasiğini, standart bir film eleştirisinin ötesine geçerek; felsefi, teknik ve insani boyutlarıyla inceledim.
Hollywood’a “Gerilla” Dersi Vermek
Öncelikle filmin teknik başarısına değinmeden geçmek, benim gibi analitik düşünen biri için haksızlık olur. Film, 80 milyon dolar gibi düşük bir bütçeye rağmen, 200 milyon dolarlık Marvel yapımlarından çok daha inandırıcı bir dünya inşa etmeyi başardı.
Edwards, devasa yeşil perdeler önünde çekim yapmak yerine; Nepal, Tayland ve Vietnam gibi gerçek lokasyonları kullandı. Sony FX3 gibi “tüketici tipi” sayılabilecek bir kamerayla çekilen sahneler, filme belgesel tadında bir gerçeklik kattı. Bu tercih, hikayenin distopik atmosferini o kadar somut kıldı ki, izlerken nemli Asya havasını ciğerlerinizde hissedebiliyorsunuz.
Bu durum bana şunu hatırlatıyor: Bazen kısıtlı imkanlar, yaratıcılığın en büyük yakıtıdır. Tıpkı hız çağında yavaşlamak üzerine yazdığım yazıda bahsettiğim gibi; bazen daha azına sahip olmak (daha az bütçe, daha az hız), ortaya daha derin ve anlamlı bir sonuç (daha iyi bir film, daha kaliteli bir yaşam) çıkarabiliyor.
Batı’nın Korkusu vs. Doğu’nun Kabullenişi
Filmin en sevdiğim kültürel katmanı, yapay zekaya bakış açısındaki Doğu-Batı senteziydi. Filmde “Batı” (Amerika), yapay zekayı dünyayı yok edecek bir tehdit (Skynet benzeri) olarak görüp yasaklarken; “Doğu” (Yeni Asya), onları toplumun bir parçası, hatta ruhani varlıklar olarak kabul ediyor.
Bu çatışma, aslında günümüzdeki teknoloji tartışmalarının harika bir alegorisi. Biz teknolojiyi köleleştirmek mi istiyoruz, yoksa onunla simbiyotik bir yaşam mı kurmak istiyoruz? Filmdeki “Simulant”ların (insan yüzlü robotlar) tapınaklarda dua etmesi, Budist rahiplerle yan yana yürümesi; teknolojinin sadece kodlardan ibaret olmayabileceğini, ona yüklediğimiz anlamla şekillenebileceğini fısıldıyor.

Bir Çocuğun Gözlerinde Geleceği Görmek
Filmin kalbi ise şüphesiz Joshua (John David Washington) ile Alphie (Madeleine Yuna Voyles) arasındaki ilişki. Alphie, bir silah olarak tasarlanan ama aslında sadece “büyümek” isteyen bir yapay zeka çocuğu.
Buradaki ustalık, Edwards’ın bizi bir “nesneye” ağlatabilmesi. Alphie’nin o masum bakışları, “Ben cennete gidebilir miyim?” sorusu, insan olmanın ne anlama geldiğini sorgulatıyor. Biyolojik bir kalp atışınızın olmaması, sevemeyeceğiniz veya yas tutamayacağınız anlamına mı gelir?
Bu noktada film, bir aksiyon filminden çıkıp Isaac Asimov romanlarından fırlamış felsefi bir denemeye dönüşüyor. İnsanlık, kendi yarattığı şeyden korkuyor çünkü o yaratıda kendi kusurlarını görüyor.
Sonuç: Empati Kurabildiğimiz Kadar İnsanız
The Creator, kusursuz bir film değil belki; senaryosunda bazı boşluklar var. Ancak görsel dili ve sorduğu sorularla, 2020’lerin bilimkurgu sinemasında çok özel bir yere sahip.
Film bittiğinde jenerik akarken şunu düşündüm: Belki de gelecekteki sınavımız, daha zeki makineler yapmak değil, o makinelerle barış içinde yaşayacak kadar geniş bir empati yeteneği geliştirmek olacak. Eğer henüz izlemediyseniz, sadece görsel efektleri için değil, “insanlık” tanımınızı güncellemek için bu filme bir şans verin. Bu The Creator film incelemesi boyunca gördüğümüz üzere; ruh dediğimiz şey belki de sadece biyolojik bir ayrıcalık değildir.
Film Künyesi: The Creator (Yaratıcı)
| Özellik | Detay |
| Yönetmen | Gareth Edwards (Rogue One, Godzilla) |
| Senaryo | Gareth Edwards, Chris Weitz |
| Vizyon Yılı | 2023 |
| Tür | Bilimkurgu, Aksiyon, Macera |
| Başrol Oyuncuları | John David Washington, Madeleine Yuna Voyles, Gemma Chan, Allison Janney, Ken Watanabe |
| Görüntü Yönetmeni | Greig Fraser (Dune, The Batman), Oren Soffer |
| Müzik | Hans Zimmer |
| Bütçe | 80 Milyon Dolar |
| Süre | 133 Dakika |